KAJİKLİ'NİN (Qājikān) İLK WEB SİTESİ
  Özlem Yeşil
 



                   SON UMUT

Hayatin en adaletsiz  ve haksız yönü bitiş şeklidir. Düşünün, büyük zorluklar ve mücadelelerle kurulmaya çalışılan ve sonu ölümle biten bir serüven. Bir insanın ömrünün 75 yıl olduğunu varsayarsalım, 25 yaşına kadar eğitim ve meslek sahibi olma dönemi, 25 -65 yaş arasındaki 40 yıllık çalışma süresi.

Ömrümüzün üçte birinin uykuda geçtiğini, üçte birinin de çalışma ile geçtiğini düşünürsek, toplam kendimize ve sevdiklerimize harcadığımız zaman 25 yıldır. Günümüzde yaşam; stres, koşuşturmaca ve dış faktörlerin etkisi ile 60'li yıllara düşmüş durumda. Yani yaşadığımız 20 kısa yıl.

Keşke hayatı tersinden yaşasaydık. İlk önce ölseydik ve ölümü tatsaydık. Sonra Yaşlılar evinde kendimizi bulsaydık, oradan yaşımız orada kalacak yaştan daha genç olduğu zaman kovulsaydık.

Bir işe başlasaydık ve 40 yıl çalışsaydık. Sonra gezseydik, eğlenseydik, yeseydik, içseydik, âşık olsaydık, evlenseydik. Sonra Üniversiteye başlasaydık, Lise ve ortaokul derken çocuk olsaydık, oyun oynasaydık, hiçbir sorumluluğumuz olmasaydı, sonra Annemizin karnını 9 ay tekmeleyen bir bebek olsaydık en sonunda bir cenin olsaydık ve ölseydik, hayatımız böyle son bulsaydı.

Çok büyük bir hayaldi galiba belki de çok saçma bir şey ama hayatı böyle yaşamak isterdim. Hayatın bu kadar kısa ve acımasız olduğunu bildiğimiz halde nedir biz insanların paylaşamadığı? Neyin kavgasını veriyoruz?

Küçükken bir ihtiyar dedeyle konuşuyordum. Dedi ki ''kizim mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? Kimler geldi kimler geçti ve kimler gelip kimler geçecek. Ömrüm su gibi geldi geçti, neler gördüm neler ama hepsi yalan oldu''. O Dedenin sözleri her zaman kulağımda çınlar. Sanki dün gibi aklımda aradan 20 yıl geçmesine rağmen. Hayat gerçekten de çok kısa. Zamanı, saati, ayları, günleri insanlar icat etti. Bu sonsuz hayatta insan ömrü karıncadan bile küçük.

Atalarımız, dedelerimiz çalıştı, çabaladılar ki çocukları torunları ve soyları rahat etsin. Hangimiz dedesinin dedesini veya onunda dedesini bilir? Hiçbirimizin bildiğini sanmıyorum. Peki, Atalarımızın hayalleri gerçek oldu mu? Torunları mutlu oldu mu?

Günümüz o hale geldi ki akraba akrabaya, kuzen kuzene, kardeş kardeşe düşman hale geldi. En yakının olan insanlar en büyük düşmanın haline geldi. Hâlbuki bu kısa ve acımasız hayatta verilen bütün emek ve çabalar sevdiklerinle, yakınlarınla mutlu bir yaşam sürdürmek için değil mi? Milyarlarca doların olsa ama yanında sevenlerin ve sevdiklerin olmazsa neye yarar ki?

Bazen düşünüyorum, bir Anne ve Babanın sevgisinin bir meyvesi olarak dünyaya gelen güzel bir bebek nasıl oluyor da böyle acımasız, insafsız ve zalim olabiliyor? Nasıl oluyor da milyonlarca insanın ölüm emrini verebiliyor? İnsanlık var olduğundan günümüze kadar tarih sayfası ölümler, zulümler ve katliamlar ile dolu. Sadece zulmeden ve mazlumların ismi değişmiş.

Bu zulüm ve haksızlık nereye kadar devam edecek? Ne zaman dur diyeceğiz bu gidişe? Düşünün, Dünyamızda 2 Milyar aç, 2 milyar yoksul insan yaşıyor. Her sene dünya genelinde 100 milyon ton yemek çöpe atılırken milyonlarca insan açlıktan ölüyor. Her sene dünya genelinde 1 trilyon dolar para savaşa harcanıyor. Birileri Dünyamızı kendi çıkarları için kötülüyor, kirletiyor.

Global bir dünyada yaşadığımız için her türlü negatif gelişme bizim günlük yaşamımızda kendisini buluyor. Bütün yaşadığımız dedikodu, kıskançlık, düşmanlık, kin ve kötülüklerin sebebi bu. Bu yüzden insanlar katil oluyor, hasta oluyor, acımasız oluyor.

Çözüm herkesin elini taşın altına koymasından, herkesin bedel vermesinden, herkesin bireyciliği bırakıp toplumsalcı olmasında, paylaşmasında, dayanışmasında, iyilik düşünmesinde, sevmesinde.

Güzel yarınlar, umut dolu ve mutlu bir yaşam dileğiyle.

Sevgiyle kalın
 
ÖZLEM KARABULUT/YESIL

 
  bugün 15 ziyaretçi (26 klik) sitemizi ziyaret etti...
 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ÜYE OLMAK İÇİN TIKLA